Posted by admin @ 3:18 pm
Shelved under İZMİRTATİLİ

Posted by admin @ 7:09 pm

Ehmediye
Bu bölge Selçuk ve Osmanlı döneminden olmalidir. Ehmediye günümüzde tahta evleri, bedesteni camisi ve türbeleriyle hala özgünliğünü koruyabilmektedir.

Kızıl Kule
Askerî amaçla ve limanı kontrol altında tutmak için 1226 yılında yapılmış olan bu anıtsal yapı, Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden olup; Alanya’nın simgesidir.

Damlataş Mağarası: Eğer mağara keşfetmekten hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası’nı gezin. Mağara yakınında Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz; fosforlu kayalarıyla Fosforlu Mağara, korsanların kadın esirleri tuttukları Kızlar Mağarası ve Aşıklar Mağarası.
Alanya’nın mavi bayrak almayı başarmış 9 adet plajı bulunmakta, bunlar :

1) Botanik
2) Keykubat
3) Fuğla 1
4) Fuğla 2
5) Damlataş
6) Grand Kaptan
7) Kleopatra Batı
Titan
Alanya Selçuklu Kalesi
Gelenleri ilk karşılayan Alanya Yarımadası’nın üzerinde bir taç gibi kurulmuş olan ve 13. yüzyıldan kalma şahane Selçuklu Kalesi’dir.

Selçuklu tersanesi
Limanın etrafından dolaşırsanız Türkiye’de başka bir örneği bulunmayan tersaneyi görürsünüz.
Uzun ve denize doğru açılan 5 adet kemerli odaya sahip bu yapı ilginizi çekecektir.

Posted by admin @ 7:08 pm

Çevrede yaban domuzu, tilki, tavşan avına çıkan avcılara da rastlanabiliyor. Kayabalığı tepesinden inen bir heyelanın genişleyen vadiyi tıkaması sonucu olan Çubuk Gölü’nün alanı 15 hektar, derinliği ise 13 metreyle Çubuk deresi oluşturuyor.
anahtar kelimeler: Abant Tatil Yerleri,Abant otelleri,Abant ucuz otelleri,Abant ucuz pansiyonları,Abant pansiyonları,Abant restaurantları,Abant gezilecek yerleri,Abant tarihi,Abant resimleri,Abant araba kiralama,Abant ucuz tatil,Abant hotelleri,Abant ucuz hotelleri,Abant ulaşım,Abant kalacak yerler,Abant haritası,Abant ilçeleri Sakarya nehrinin bir kolu olan Göynük Suyu vadisinde yer alan Taraklı Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örnekleriyle buram buram tarih kokan şirin bir ilçe.
İlçedeki 100 ev, Kültür Bakanlığı’nca koruma altına alınarak bölge birinci derece sit alanı ilan edilmiş.

Taraklı, tarihten bu yana, birçok ünlüyü de konuk etmiş. Bunların içinde Atatürk’ün yeri bambaşka. Mustafa Kemal Atatürk, 15 Haziran 1922 günü Beypazarı, Nallıhan, Göynük ve Taraklı yoluyla Geyve’ye gelmiş. Geyve’de Hacı Ata Paşa’nın Konağı’nda geceyi geçirip, ertesi gün Kocaeli grubunu denetledikten sonra, 16 Haziran 1922′de Adapazarı’na gitmiş. Bu vesile ile Atatürk’ün Taraklı’dan geçişi, bugün de aynı gurur ve heyecanla anlatılıyor. Taraklı’da Atatürk için Hükümet Binası önünde toplanan halk, bayraklarla süslü taklar yapmışlar. Kurbanlar kesip 500 metreye yakın halılar döşemişler.

ÇUBUK GÖLÜ

İlçenin kil hamamı kaplıcaları olduğu kadar, “Seçme Ormanı” denilip kayın, gürgen, çak, göknar ağaçlarından oluşan taraklı’ya 20 km. uzaklıktaki “karagöl” isimli yaylası da ilgi görüyor. Deniz seviyesinden 1150 metre yükseklikteki Karagöl’de göl yok ama, yapılaşmanın bulunmadığı bu gizli cennet, pınarları ve ormanları ile, haftasonu piknikçilerinin vazgeçilmez durağı.

Piknik için ille de, göl kenarını tercih ediyorsanız, 30 kilometre uzaklıktaki Bolu iline bağlı, Göynük’ü geçip, 6 km. içeri girerek ulaşılan, “Çubuk Gölü”ne geçebilirsiniz.

Çubuk Gölü’nün geniş kıyı bandında, piknik yapacak ideal yerler bulunuyor. Çevrenin sessizliğinde zaman ise hiçbir hareket olmadığı için, neredeyse duruyor!

Gölün çevresini aracınızla tam turlayamıyorsanız, girişte sağı takip ederek, geniş çim kaplı kıyı bandında par edip, sessizliği dinleyerek Çubuk Gölü’ne karşı farklı bir piknik yapabilirsiniz.

Gölde alabalık ve sarıbalık yaşıyor ama siz yiyeceklerinizi beraberinizde getirmelisiniz. Gölü yüksekten seyreder orman içi villalarda oturanlar, güzellikleri önceden fark etmenin tadını çıkarıyorlar.

Posted by admin @ 7:07 pm

Kır Kahvesi…

Gölcük’te bulunan Kır Gazinosu yanında yer alan Kır Kahvesi ise, doğal ve neşeli ortamıyla özellikle gençlerin yoğun ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Burada isterseniz bir çay içebilirsiniz. İsterseniz her türlü organizasyon yapabiliyorsunuz.
anahtar kelimeler: bolu Tatil Yerleri,bolu otelleri,bolu ucuz otelleri,bolu ucuz pansiyonları,bolu pansiyonları,bolu restaurantları,bolu gezilecek yerleri,bolu tarihi,bolu resimleri,bolu araba kiralama,bolu ucuz tatil,bolu hotelleri,bolu ucuz hotelleri,bolu ulaşım,bolu kalacak yerler,bolu haritası,bolu ilçeleri

Nezamanlari Gidilir

İlkbahar : Gidilebilir
Yaz : Tam sezonu
Sonbahar : Gidilebilir
Kış : Uygun değil

Her mevsim ayrı güzelliğe bürünen Aladağlar eteğindeki göllerden biri de Gölcük.
Göknar cinsi çam ormanının ortasında yüzük taşı gibi parıldayan göl, her mevsim bir başka güzel…

Günübirlik veya hafta sonu şehir atmosferinden çarçabuk kurtulmak, bölgesel yemeklerle damak zevkini yaşamak, tertemiz havada yürüyüş yapıp, görsel güzellikleri doyasıya seyretmek isteyenler Bolu Gölcük’e mutlaka uğramalı.

Yaz aylarında yemyeşil çimenlerin arasında yürüyüş yapmanın zevkini en iyi çıkarabileceğiniz Gölcük’te, kışın bembeyaz karlar altında pastoral güzellikler sizi bekliyor. Gölcük, günübirlik piknikçilerin yanında, şifalı suya sahip termal kaplıcaları ve turistik dinlenme tesisleriyle de ilgi çekiyor.

Nasıl gidilir ?
Özel araçla yola çıkanlar, İstanbul yönünden Bolu dağı eteklerine kadar otobanı kullanabilir. Çift yön olarak trafiğe açılan Bolu dağını rahatça geçtikten sonra, Bolu şehir merkezinden 13 kilometre süren, Gölcük - Seben - Kıbrıscık yoluna sapılıyor.

Orman yolunun Milli Parka yaklaşan bölümleri kışın sert geçtiği aylarda zincir takmak gerektiriyor. Bolu’dan minübüsle gitmek isteyenler, Gölcük’e gelmeden 2 kilometre önce ayrılan köy yolunda inmeliler.

Nerede kalınır ?
Gölcük yolu üzerindeki Karacasu mevkiinde Bolu Termal Oteli bulunuyor. Bolu’ya 5 kilometre uzaklıktaki otel Gölcük’e en yakın tesis. Bölgeye tedavi için gelenlere daha ekonomik fiyatların uygulandığı tesis 5′i suit 75 odalı.

Uydu yayın televizyon, direk telefon, müzik yayın gibi hizmetlerin yanı sıra restoranda canlı müzik eşliğinde bölgesel yemeklerden örnekler hazırlanıyor. Konferans salonu, pastane, lobi, bar, bilardo, tenis kortu, profesyonel spor kulüpleri için sahalar, çocuk oyun odaları, disko, oyun salonu, market, jimnastik salonu ve özel otopark gibi üniteler bulunuyor.

Otelin sabah kahvaltısı açık büfe. Öğlen ve akşam yemeklerinde et türü ızgaralı menüler uygulanıyor. Bay bayan karışık kullanılan genel termal banyolardan yararlanmak isteyenler otel müşterisi ise akşam, 21.00-03.00 arası ücret alınmıyor.

Bölgedeki diğer oteller, Köroğlu Oteli , Yurdaer Otel(Bolu), Koru Otel(Bolu) , Esentepe Oteli (Gerede).

Ne yenir ?
Gölcük Kır Gazinosu’nun açık ve kapalı bölümleri ile göl çevresinde, yemek ve piknik yapmak mümkün. Kiremitte odun ateşinde, köy tereyağı ile pişirilen alabalıklar, kılçığı alınmış olarak servis ediliyor. Kiremitte yapılan et sote ise büyük ilgi görüyor.

Kiremitte yapılan diğer bir yemek çeşidi ise, “Gölcük kebabı”.

Bölgenin mantarlarıyla terayağı terbiye edilmiş etle yapılan kebaba tane karabiber, soğan, yeşil biber, dokates ilave edilerek pişiriliyor.”mantar Mantı” sevilen yemekler arasında. Kaşarlı, mantar, pastırma karışımıyla hazırlanan “Gölcük Böreği” bir başka lezzet.

“Keşni Cevizli Erişte Makarnası”, üzerine kurutulmuş yoğurt rendelenmiş, içine ceviz ve tereyağı ezilerek lezzetlendiriliyor.

Alışveriş
Gölcük’te alışveriş yapacak bir yer yok. Çünk etrafında yoğun yerleşim bulunmuyor. Ama Bolu’ya kadar gitmişken, en iyi alışverişi Bolu içinde kurulan köy pazarından yapabilirsiniz. Burada lezzetini unuttuğunuz tadlarda her türlü meyveyi ve sebzeyi mevsimine göre burada bulma şansınız var. Ayrıca istanbul’dan gidenler için alışveriş yapılacak yerlerin başında Koru Oteli’nde satılan reçeller ve diğer yöresel ürünler geliyor.

Bir de otobandan çıktıktan sonra, Bolu Dağı’na tırmanırken yol boyunca satılan ağaç ürünleri de alınabilecekler arasında…

İlginç yerler
Başta İstanbul, Ankara ve Bolu’dan gelen doğaseverlerin bozulmamış bitki dokusuyla başbaşa kaldıkları göl çevresinde dolaşıp piknik yaptıkları Gölcük, Milli Park alanı içinde bulunuyor.

Gölcük aslında suni bir gölet. Göl yözeyi 45 bin metre kare. Çevresi ise 1320 metre. deniz seviyesinden 950 metre yükseklikte. Göl kıyısında yer alan iki yapıdan biri estetik mimarisi ile Orman Bakanlığı’nın misafirhanesi, diğeri ise herkesin yararlanabileceği Kır Gazinosu.

Çevrede piknik masaları, ocaklar, çeşmeler, otopark, tuvalet, büfe ve mescit var. Yaz aylarında gölde kiralık can yelekli sandalla gezi yapanlar, beraberlerinde getirdikleri müzik aletleriyle şarkılar söyleyip, keyifli piknikler yapıyor. Fotoğraf severler ise, her saat ayrı ışık efektleri ile renk değiştiren doğanın fotoğraflarını çekmeyi de ihmal etmiyorlar.

Abant Gölü’nün aksine Gölcük’te özel durumlar haricinde göl çevresinde araçla turlama imkanı yok. Bu yüzden hava olabildiğince temiz ve sessiz. yürüyüşünüzü etkilecek hiçbir yan etki bulunmuyor. İlkbaharda göl yüzeyinde nilüfer çiçekleri açarken, bölge kuş ve kurbağa sesleriyle şenleniyor.

Bir nevi oksijen tedavisi gören havası bölgedeki şifalı suları ve eşsiz bitki örtüsü ile, şehir stresinden, görsel kirlenmeden uzak, doğa ile başbaşa kalabileceğiniz bir yer Gölcük. Buraya TEM otoyolu ile rahat ve kısa bir yolculukla ulaşabirsiniz. Yaz ve kış aylarındaki durumunu gösterdiğimiz Gölcük’e gideceğiniz zamanı siz seçin. Tercihiniz şifalı sulardan yanaysa, kaplıcalar Gölcük’e gelirken karacasu mevkiinde yer alıyor.

TARİHÇESİ

Bolu kaplıcaları, Millattan Sonra I. Asıra dayanan tarihinde Roma İmparatorluğu’nun valisi Pilines tarafından inşa ettirilerek şifa dağıtan tesisler olmuş. MS 5 ve 6. asırda, Anadolu’da meydana gelen büyük depremlerde Bolu kaplıcaları da yıkılmış ve Bizanslılar döneminde işlerliğini kaybetmiş. Selçuklular döneminde Bolu kaplıcaları yeniden ele alınmış. Anadolu Selçuklu Hükümdarı 2. Murat döneminden 13. Asır sonlarına doğru ılıcanın doğu kesimindeki iç havuz yaptırılmış. Osmanlılar döneminde Bolu sancak beyi Kızıl Ahmet Paşa, 1450-1460 yıllarında ılıcanın doğu kısmındaki havuzları da ekleterek, kaplıcanın ana şeklini almasını sağlamış. Çeşitli zamanlarda bakım ve onarımlar gören kaplıca tesisleri, 1985-87 yıllarında aslına uygun yekilde restore edilerek, turistik tesis niteliğine dönüştürülmüş.

KAPLICA SUYUNUN TERMAL ÖZELLİKLERİ

Gündüz hülkü açık, gece otel müşterilerinin kullandığı kaplıca suyu, üç şekilde etkili oluyor.

1. Soğutulduktan sonra, “İçmece” olarak: Üriner sistem hastalıkları(taş, enfeksiyon v.b.), karaciğer, safra yolları hastalıkları, mide bağırsak hastalıkları(kabızlık, ishal). Metabolik hastalıklar(diyabet. gut).Sterilite(kısırlık). Diş çürümeleri.

2. “İnhalasyon”: Nefes darlığı, bazı kalp hastalıkları, hipertansiyonun düzenleyici etkileri.

3. Banyo olarak: İltihaplı romatizmaların akut dönemleri hariç, tüm romatizmal hastalıklarda etkili.

Posted by admin @ 7:06 pm

 Nasıl gidilir ?
ÖZEL ARAÇ
Hafta sonu tatili için ya da birkaç günlüğüne de olsa şehirden kaçmak için, özel aracınızla yola çıkacaksınız İstanbul’dan Çamlıca gişelerinden TEM otoyolununa girmeniz en ideali.

Nezamanlari gidilir

İlkbahar : Gidilebilir
Yaz : Gidilebilir
Sonbahar : Tam sezonu
Kış : Tam sezonu

Esentepe, Bolu il sınırları içinde yer alıyor. Gerede’nin hemen üst kısımlarında yer alan Esenpete yaz aylarında özellikle bol oksijenli havası nedeniyle spor takımlarının gözdesi. Kışın ise kayak tutkunları ve kayağa ilk başlayanlar için ideal yerlerin başında geliyor.

En büyük özelliği kayak pistlerinin yeni kayak öğrenecek ve başlayanlar için çok ideal olması. Ayrıca bol oksijenli ağaçların arasında yürüyüş sevenler için de ideal.

Geredeliler’in seyir tepesi Esentepe, dinlendirici özelliğinin yanı sıra, çeşitli aktivitelerle dolu.

Tüm bölgeyi kaplayan sarı ve karaçam ağaçları, incelenecek ve aynı zamanda uzun süre seyredilecek anıtsal özellikler taşıyor. Mitolojik hikayeler ve Akıncı Türkler’den Horasanlı Ramazan Dede’nin kabrinin de bu tepede bulunması nedeniyle yıllardır korunan ve hiç ağaç kesilmeyen Esentepe’deki en genç çam ağacı 400 yaşında…

Otobandan Adapazarı Kaynaşlı çıkışına kadar gidiyorsunuz. Daha sonra yola Bolu Dağı’nı normal olarak E-5 karayolunu kullanarak devam ediyorsunuz.

Mevsim itibariyle yolda biraz dikkatli olmanızı öneririz.Ne de olsa Bolu Dağı’nda kış için her türlü önlem alınmış olsa da, tedbiri elden bırakmamakta fayda var. Karayollarının görevlileri, tuz kamyonları, keskin paletli buldozerleri ile en kötü havalarda bile sürekli görevlerinin başında…

Abant kavşağından itibaren tekrar otobana girip, Yeniçağa çıkışından çıkarak, eski yoldan Gerede’ye gidin… Kavşaktan bir kilometre sonra, rampaya çıkarak Esentepe’ye ulaşabilirsiniz….
İstanbul’dan Esentepe 300 kilometre, 2,5 saat tutuyor..
Ankara’dan ise 150 kilometre. 1,5 saatte gidebilirsiniz.

OTOBÜS
Otobüs yolculuğunu seçenler, İstanbul’dan Ulusoy, Metro, Avrupa, Karabük Güven gibi acentaların seferleri ile, Ankara’dan Zonguldak, Bartın yönüne giden otobüslerden Gerede’de iniyorlar. Rezervasyon yaptırmışlarsa, telefon edince servis gelip alıyor. Dönüş için telefonla yer ayırtan otel, yolcularını otobüse teslim ediyor.

Nerede kalınır ?
GEREDE Esentepe Mevkii’ndeki yegane konaklama tesisi, 72 oda ve 7 suit dairesiyle hizmet veren Esentepe Oteli… Otelin odaları televizyonlu, banyolu ve balkonlu…

Restoran, bar, dinlenme salonu, gençlik merkezi, spor salonu, sauna, 100 kişilik toplantı salonu ve otoparkı var.

Çeşmelerinden içilebilir dağ suyu akan otelde, bölgenin oksijenli havası nedeniyle, 4-5 saatlik uyku yeterli oluyor.

Sonra ver elini doğa….

Ne yenir ?
ESENTEPE’de yiyeceklerinizin başında tabii ki, kayak pistinde, kar üstünde hazırlanan yarım ekmek arasına, konan köfte ve sucuk geliyor.

Ancak aşçılarıyla ünlü Bolu’nun yetiştirdiği ustaların yaptığı “Esentepe Kebabı”, yiyenlerin damaklarında unutulmaz tad bırakıyor. Yapılışı ise masal gibi.

ESENTEPE KEBABI

Bereketli Gerede Ovası’nın lezzetli patatesleri kibrit şeklinde kesilip kızartıldıktan sonra, tabağa yerleştiriliyor. Üzerine köyün kese yoğurdu sarmısakla karıştırılıp dökülüyor. Diğer tarafta soğan suyu, tuz, karabiber, zeytinyağı, süt karışımında bir gün bekletilerek terbiye edilmiş biftek eti, ince ince kesilip pişirildikten sonra, hazırlanan tabağa konup, üzerine domatesli sos dökülüyor.
Kömür ızgarada pişirilen biber, domates ilavesiyle birkaç yaprak maydonoz tabağın yanına konulup, servis yapılıyor. Kat kat pasta görünümündeki Esentepe Kebabı’nı yöredeki lokantalarda bulabilirsiniz. Esentepe’de kaldığınız otelde bulmak ise aşçının insiyatifinde.

İkna edebilirseniz, afiyetle yiyin…

Cumartesi günü kurulan pazarda, köy ürünleri, zümrüt yeşili çiçek tazeliğindeki filizleriyle kuzu ıspanak, fasulye, ev tarhanası, ceviz, süt, yumurta, tereyağı ile yöresel otlardan ve ünlü kabaklardan alabilirsiniz.

Eylül ayında düzenlenen festivalde pişmiş satılan kazlar ve “Şakşak Helvası” Gerede’nin meşhurları.

Alışveriş
GEREDE’de cumartesi günü kurulan pazarda, köy ürünleri, zümrüt yeşili çiçek tazeliğindeki filizleriyle kuzu ıspanak, fasulye, ev tarhanası, ceviz, süt, yumurta, tereyağı ile yöresel otlardan ve ünlü kabaklardan alabilirsiniz.

Eylül ayında düzenlenen festivalde pişmiş satılan kazlar ve “Şakşak Helvası” Gerede’nin meşhurları.

Şak Şak Helvası ile ilgili yörede söylenen mani, helvanın özelliğini de gözler önüne seriyor.

Gerede’ye gittin mi?
Tozlu Şak Şak helva yedin mi?
Yemediysen,
Ha gittin, ha gittin!
Esentepe’den alabilecekleriniz arasında, Erzurum’dan getirilen petek balı ve Kahramanmaraş’tan alınan orta acılıktaki, pul biber de bulunuyor.

İlginç yerler
GEREDELİLER’in seyir tepesi Esentepe, dinlendirici özelliğinin yanı sıra, çeşitli aktivitelerle dolu.

Tüm bölgeyi kaplayan sarı ve karaçam ağaçları, incelenecek ve aynı zamanda uzun süre seyredilecek anıtsal özellikler taşıyor. Mitolojik hikayeler ve Akıncı Türkler’den Horasanlı Ramazan Dede’nin kabrinin de bu tepede bulunması nedeniyle yıllardır korunan ve hiç ağaç kesilmeyen Esentepe’deki en genç çam ağacı 400 yaşında…

Heykelleşen gövdeleriyle “aşk ağaçları” ve konikleşmiş dallarıyla “avize çam” gibi garip şekilli ağaçlar bulunuyor tepede…

Ağaçların yüksek seviyede olanları, gövdelerinden sarkan sakallarla ilgi çekiyor. Otelin tam karşısındaki Kırklar piknik sahasındaki ormanlık alanda, hava şartları gözönüne alınarak yapılmış, dik çatılı, şık ve farklı görünümlü bembeyaz bir cami bulunuyor.

1500 metreden 1700 metreye çıkanlar, zirvede Kültür Bakanlığı ve Gerede Belediyesi’nin katkılarıyla restore edilerek yenilenen “Keçi Kalesi” ile karşılaşıyorlar.

KEÇİ KALESİ
Kaleyi tırmanırken çıkacağınız patika yol mevsiminde kuşburnu cenneti gibi. Yol, Gerede Ovası manzarasına sahip. Trekking sahası, fauna ve florasıyla hayranlık uyandıran bir parkura sahip.
Bölgede ayrıca çeşitli hayvanlar da yaşıyor. Ötücü kuşlardan saka, karabakkal seslerinin yanısıra, karlık kısımlarda da ayı, kurt, çakal, sansar, karaca, tilki, gibi hayvanları göremeseniz bile ayak izlerine rastlıyorsunuz.

Fişekliği kuşanıp, tüfekli rehber eşliğinde yürüyüşe başlayan gruplar, kaleye yarım saatte çıkıyorlar. Bölgede şubat ve mart aylarında yükselen kar seviyesi nedeniyle, Keçi Kalesi’ne çıkamayabilirsiniz. Ama otelin 100 metre uzağına indirilen lift yanında, 350 metrelik kayak pisti, yeni başlayanlarla, tecrübeli kayakçılara hizmet veriyor.

SİZ DE KAYABİLİRSİNİZ…

Kayak yapmayı bilmiyorsanız ya da “bu yaştan sonra olur mu?” gibi kuşkularınız varsa, hiç endişe etmeyin. Esentepe Kayak Pisti’nde gerekli malzemeleri bulabirsiniz. Malzeme kiraları ve eğitici ücretleri, diğer kayak tesislerine göre hayli uygun.
anahtar kelimeler: bolu Tatil Yerleri,bolu otelleri,bolu ucuz otelleri,bolu ucuz pansiyonları,bolu pansiyonları,bolu restaurantları,bolu gezilecek yerleri,bolu tarihi,bolu resimleri,bolu araba kiralama,bolu ucuz tatil,bolu hotelleri,bolu ucuz hotelleri,bolu ulaşım,bolu kalacak yerler,bolu haritası,bolu ilçeleri

Posted by admin @ 7:05 pm
Shelved under YALOVATATİLİ

Armutlu - Gemlik arasında çeşitli oteller bulunuyor.Armutlu’da gerek kaplıca otelleri gerekse de aile pansiyonları hizmet veriyor. Bunlar arasında Yalova’daki İhlas Armutlu Tatil Köyü, yüksek yatak kapasitesi ile konuklarını ağırlıyor.

Posted by admin @ 7:03 pm
Shelved under İSTANBULTATİLİ

Beylerbeyi Ortaköy ile yarışıyor…
Beylerbeyi ve Ortaköy boğazın her iki yakasında yer alan iki güzide semt. Önemli özelliklerine karşı ortak, benzer tarafları ise oldukça fazla. Öncelikle her ikisi de boğaz köprüsü ayakları altında yer alıyor. İkisinde de birer yalı camisi var. Beylerbeyinde Beylerbeyi Sarayı, Ortaköy de Çırağan Sarayı rekabeti daha da artırıyor. İki semtte de Saraylar, camiler gece ışıl ışıl renk efektleri ile aydınlatılıyor. Garip bir tesadüf her iki yakadaki camide deniz kenarında bulunması nedeniyle kubbelerinde fazla ağırlık olmaması için ahşap olarak inşa edilmiş ve ikisi de farklı zamanlarda yangın geçirmiş ve sonradan restorasyon görmüşler. İki ayrı kıtanın bir başka hoşgörülü özelliği de camilerin yanı sıra diğer dinlere ait mabetlerin bir arada bulunması.Türklerin diğer dinlere olan saygısının en güzel görülen örneği Ortaköy de cami, sinagog, kilise mozaiği yan yana yer alırken, Beylerbeyi Kuzguncuk arasında cami ve kiliseyi bir arada görmek mümkün oluyor. İki semtte de çevrede çok sayıda restoranlar, cafeler, çay bahçeleri, midyeciler, parklar var. Öyle böyle değil yarış devam ediyor maalesef her iki semtin kanalizasyonları cami önlerinden denize akıyor!.
Her ikisinin de birer iskelesi var, şehir hatları tarifeli seferleriyle gemiler yanaşıyor. Bu iskelelerde karaya ayak basanlar için belki yok ama , Boğaz Köprüsüyle Anadolu dan Avrupa ya, Avrupa dan Anadolu ya yolculuk yapanları “Avrupa Kıtasına veya Asya Kıtasına Hoş geldiniz” tabelaları karşılıyor. Bu semtlerin farklı tarafları da yok değil tabi, mesela özellikle Avrupa sahili silueti üzerinden gün batımı Beylerbeyi sahilinden zevkle seyredilirken, mehtabın bilhassa Eylül Ekim aylarına rastlayan dönemlerinde Beylerbeyi sırtlarından doğuşuyla Beylerbeyi Sarayı eteklerine vuran yansıması Avrupa yakasında Ortaköy’den seyri muhteşem oluyor. Günümüzde Beylerbeyi cıvıl cıvıl, boğaz havası almak, iki çöp midye tava yemek, veya sahilde olta sallamak, yorgunluk atmak amacıyla sahil, restoranlar, cafeler soluklanmak isteyenlerin mekanı olurken Beylerbeyi tüm gelişmelere karşı eski ve köklü bir semt olduğunu sahile diktiği tabelasıyla vurgulamaya çalışıyor. Geçmişte anlatılanlar ise gülümsemeyle hatırlanıyor. Eski Beylerbeyinde “şirket-i Vapurları iskeleye geldiği zaman vapura binmek isteyen İstanbul beyefendileri birbirlerine aman efendim siz önden buyurun yok canım hiç olur mu, istirham ederim sizden sonra, siz buyurun demekten vapur 15 dakika rötar yaparmış! İskelelerde yaşanan bu inme binme süresindeki teşrifat merasimi yüzünden “Çengelköy’ün zerzevatı, Beylerbeyinin teşrifatı, Kuzguncuk’un haşaratı, Üsküdar’ın hırdavatı diye, vapurun gecikme nedenini anlatan kaptana ait sözler tekerleme halini almış. Bu köklü semtten belki de bir çok kişinin gözünden kaçan detayları da görmek mümkün oluyor. Beylerbeyi Camisinin yol tarafında bulunan iki basamaklı taş Padişahın Beylerbeyi Sarayından çıkıp aköy’e geçerek devam ediyoruz. Ortaköy gerek mimarisi gerekse hemen hemen her evin Beylerbeyi Camine Cuma namazına faytonla geldiği zaman faytondan inmek için kullandığı basamaklar olarak kaldırımda sessizce varlığını koruyor.
Boğazdaki gezimize Ortaltında bulunan hediyelik eşya, cafe, restoran, bar gibi lokalleri ile günün gecenin her saatinde özellikle gençlerin gözde mekanlarının başında geliyor. Sokak aralarına dizilen tezgahlarda el işleri, incik boncuk türü gümüş takılar her daim ilgi görürken kısa molalar için ayaküstü bira veya kumpir, (içine konan salata türü çeşitlerle zenginleştirilen fırınlanmış iri patates) midye tava, kumru (İzmir e özgü, kızartılmış salamlı, sosisli sandviç) bulunabilen çarşısı, sahili, sokak ressamlarının sergiledikleri resimleri ile farklı olduğu kadar küçük bir eğlence merkezini andırması ile cazibesini koruyor. İstanbul un ayrıcalıklı gece mekanları Laila, Raina gibi sahil boyu yer alıp paparazzilerin haber kaynağı lokalleri Ortaköy, Şifayurdu, Kuruçeşme gibi semtlerde geride bırakıp bir zamanlar Osmanlı çileği ile ünlenen küçük ama kokulu Arnavutköy çileğinin ana yurdu Arnavutköy’e geliyoruz. İstanbul’un eski belediye başkanı Bedrettin Dalan dönemine ait icraatlardan biri olan kazıklı yol projesi ile kazanılmış sahil yolu Arnavutköyü yepyeni bir görünüme kavuştururken, sahil yolu cafelerde soluklanan semt sakinlerine, yol boyunca yürüyüş yapanlara, balık tutanlara çeşitli olanaklar tanımış. Yalılar sırasıyla gözden geçirilip bir güzel boyanmış yeni halleri ile eskiyi günümüze taşırken yaşamsal işlevlerine altlarına açılan restoranlarla hareketlilik kazandırmışlar. Kazıklı yola bağlanan yat ve gezi tekneleri omuz omuza vererek dizili halleri ile gezintiye çıkanlara bir ölçüde Bodrum, Marmaris marinasını anımsatan bir tablo sergiliyorlar. Şimdi karşı yakaya geçiyor Beylerbeyinden ilerliyoruz biraz zor oluyor, boğazın Anadolu yakasına kazıklı yol yapılmadığı için denizle kucak kucağa yalılar orijinalliğini koruyor, belki de yoğun trafikyüzünden boğazın derinliklerindeki tarihi yalılara ulaşmak zaman içinde iki katlı yol ile mümkün olabilecekken, üst yoldan geçenlerin yalı duvarları üzerinden denizi görme imkanı da doğabilecek! Beylerbeyinin komşusu Çengelköy, çiçeği üzerinde minicik körpe salatalıkları ile ünlü semtimiz. Kıyısındaki anıtlaşmış heybetli çınar ağacı altında oturması, kiralık kayıkları ile, farklı dinlenmeler sunarken taş fırında pişirilmiş odun kokulu ekmekleri en az salatalıkları kadar ilgi görüp İstanbulluları kendine çekmeye yeterli lezzetler barındırıyor. Boğazın ağız tadı bunlarla sınırlı kalmıyor ve bu defa geçiyoruz Rumeli yakasına ve devam ediyoruz. Boğaz’ın damak tadlarından biri olup, bulunduğu ile semt ile adeta özdeşleşen Bebek Badem Ezmesi 1904 yılından beri bozulmayan kalitesiyle Cevdetpaşa Caddesinde satış dükkanında faaliyetine devam ediyor. Bebek sahilinde yer alan Bebek Parkı cafeleri ile sakin huzurlu ortamıyla ziyaretcilere boğaz havası eşliğinde seyir zevki yaşatıyor. Aşiyan, Rumeli Hisarı, yürüyüş yapıp, yemek yiyip oturabileceğiniz her tür çay bahçesi, pizzacı, balık restoranları ile dolu yerler.
Boğazın temiz havasında sabah yürüyüşüne çıkanların olduğu kadar bilhassa hafta sonlarında Bebek ve Hisar semtlerinin özel müdavimleri gerek sahil kesiminde gerekse yol tarafında bulunan kafe ve restoranları dolduruyorlar. Bunlar arasında Bebek Caminin her iki yanında bulunan kahveler boğaza karşı denizi seyrederek dinlenme kahvaltı yapma imkânı sunarken deniz üzerinde yer alan teraslı restoranları balık keyfi yaşatıyor.
Rumeli Hisarı sahili ise Hisar Kalesini geçtikten hemen sonra yol tarafında yer alan çeşitli mekânlarda kahvaltı yapmak, gazete okuyup bir şeyler içip, dinlenmek veya yemek yenecek yer alternatifleri sunuyor. İsterseniz menemen, omlet, çiğ börek, mantı isterseniz et, balık ızgara çeşitleri sipariş verebiliyorsunuz. Çay bahçeleri ise denizi biraz daha yüksekten görme imkânı sunan setleriyle konuklarını ağırlarken simit, peynir, demli çaylar, köpüklü kahveleri tercih ediliyor.
Antik Kafe Tel: (0-212) 265 50 89
Kale Çay Bahçesi Tel: (0-212) 257 55 78
Kale Kafe Pastane Tel: (0-212) 265 00 97 Büyütmek için tıklayın…Dünyanın en güzel kentlerinden biri olan ve İstanbul un en belirgin özelliği ile kenti farklı kılan boğazın, her iki yanına şehir hatları gemileri gibi uğrayarak bir geziye çıkıyoruz. Gezimizi boğazı gerdanlık gibi süsleyen Birinci Boğaziçi köprüsü altından başlayarak, Rumeli ve Anadolu Kavağına kadar uzanan güzergah üzerinde önemli uğrak noktalarına, semtlere simge olmuş lezzetlere değinerek sürdüreceğiz.
Bu gezi İstanbul da yaşayanlar için belki de sadece çağrışım yapacak türden, hatırlatıcı olmakla beraber İstanbul dışında hatta yurt dışında yaşayanlar için bir vapur düdüğü, bir martı sesi, bir yalı fotoğrafı etkisi gibi ahhh şimdi orda olmak vardı dedirtecek. İstanbul hasreti çekenlere veya uzun süre boğaz gezisi yapmayanlara ise “sihirlitur” boğazı fotoğraflarla gözler önüne serecek…

Boğaza gezi yapan dolmuş motoru (maç motoru) benzeri teknelerin eski kum motoru tabir edilen mavnaların restore edilmesiyle kazanılmış gezi teknelerinin sıkça görüldüğü sahillerden ilerleyerek bu defa demlenmiş buruk tada sahip, ince belli bardaklarla sunulan çayı ile ünlü Emirgan’a geliyoruz. Tarihi Şerifler yalısı önünde bizi tarihi bir çınar karşılıyor altında bir çeşme ve Emirgan çay Bahçesi, iki adım atıp ilerleyenler Sakıp Sabancıya ait “Atlı köşk” önünden Emirgan Korusuna dönen yolu takip ederek bambaşka bir ortamın içinde buluyorlar kendilerini. Bahar mevsimi başlangıcında çeşit çeşit laleleri ile çıldırtan bir güzelliğe bürünen Emirgan Parkı içinde köşkler, oturup bir şeyler yiyip içebileceğiz seçenekler olarak göze çarpıyor. Kuş cıvıltıları arasında havuz çevresinde, parkta dolaşırken telaşlı olduğu kadar meraklı sincaplar gezinize renk katabiliyorlar. Emirgan’dan ayrılmadan önce ilerleyen yol boyunca daha sık görebileceğiniz tekneler yer almaya başlıyor. Son bir yıl içinde sayıları hızla artan bu tekneler boğazın Avrupa yakasında hemen hemen her koyunda karşınıza çıkabiliyor ve konuklarına teknede balık keyfini yaşatmak için hizmet veriyorlar!
Tekrar karşıya geçiyoruz. Gezimizi Çengelköy’de bırakmıştık geliyoruz Küçüksu Kasrına. Ziyaret edilebilir, göz kamaştıran güzelliğe sahip Küçüksu Kasrı yanında yer alan, Fatih Sultan Köprüsünün tabyalarının yapımında kullanılan saha bir zamanlar mısırların kazanlarda kaynatıldığı ünlü bir mesire yeri olarak hatırlanırken şimdi bu bölüm yapılan çalışmalar nedeniyle kapalı. Bu arada Anadolu Hisarı ve Göksu çıkıyor karşımıza. Geç de olsa anlaşılan değeri sayesinde burada da değişim gözleniyor. Boyanmış yalılar daha bakımlı, Göksu Deresi Büyütmek için tıklayınızkıyısında çay bahçeleri, renk renk kayıkları uzaktan bakanları fotoğraf çekmeye, resim yapmaya seyretmeye imrendiriyor,esin kaynağı oluyor. Şimdi de boğazın köprü manzaralı, lüks balık lokantaları ile anılırken şöhretini Yoğurt ile yapmış Kanlıca koyuna geliyoruz. Sahilde bir vapur iskelesi kıyıda oturup yoğurt yiyecek açık ve kapalı bölümleri ile mekanlar, ulu çınar ağaçları altında çay bahçeleri, balık satanlar görebilecekleriniz arasında sıralanıyor. Kanlıca Yoğurtçusunun sahil masalarından birine oturup bardak yoğurtlardan istiyorsunuz yanında pudra şekeri ile servis ediyorlar, yoğurt molanız süresince boğazdan geçiş yapan gemiler adeta yanınızdan geçiyorlar, sahile vuran dalga sesleri arasında özellikle öğleden önceki saatlerde daha sakin olan mekan da dinlendiğinizi fark ediyorsunuz. Özellikli yerler arasında bulunan bu semt “Kanlıca’ya gidip yoğurt yiyelim” esprisini günümüzde hala yaşatıyor. Hadi yine karşıya Avrupa yakasına çay molası verdiğimiz Emirgan’dan bu defa bir başka koya İstinye ye geliyoruz. Yıllarca hizmet vermiş tarihi tersanesinin taşınmasıyla İstinye koyu yepyeni çehresiyle karşımıza çıkıyor. Çevreyi kirlettiği söylenen tersanenin gri boyalı yüzer havuzları içinde iskelelere çarpmaktan hasar görmüş Küçüksu, Koçataş,Ülev, Suvat, Halas, Sarayburnu gibi isimler taşıyan şehir hatları gemileri, kömürlü römorkörler artık görünmüyor. Bomboş koyda demirli küçük tekneler sahillin bir yakasında nefes almaya başlayıp fark edilen yemyeşil ağaçlar koyun diğer sahilinde manzaralı oturma yerleri, balık satıcıları, yatlar, yüzer balık lokantaları manzarası ile tablo güzelliği sergiliyor. İstinye’den Yeniköy’e gelirken uğramadan geçemeyeceğimiz bir muhallebici var. Yıllardır bozulmayan lezzeti ile muhallebici Zeynel de vereceğiniz mola sütlü tatlıların unutulmaya yüz tutmuş lezzetleri yeniden hatırlamanıza neden oluyor. Vereceğiniz siparişleriniz arasında, su muhallebisi üzerine gülsuyu dökülmüş ve pudra şekeri serpilmiş haliyle damakta tat bırakırken, dondurmalı veya sade olarak isteyebileceğiniz üstü fırında yanarak karartılmış kazandibi, tavuk göğsü, keşkül, sütlaç, güllaç, aşure, zerde farklı bir tat yolculuğuna çıkmanızı sağlıyor. Canlı hayat dolu Yeniköy yalıları, motorlarla denizden açık hava müzesi gibi gezi yapan yabancı turistleri ağzı açık bırakıp hayranlıkla fotoğraf çekmelerine neden olurken iskelesinden karşı yakaya Beykoz’a geçiş imkanı da veriyor. Hazır Beykoz’dan söz etmişken kısaca değinmek gerekir. Beykoz’a komşu Paşabahçe, bölgede bulunan rakı fabrikasının etkisiyle çevreye rakının ham maddesi anason kokusunu yayarken bir zamanlar çayırında pikniklerin yapıldığı, paça çorbası ile ünlü Beykoz ızgara balık kokuları ile gerek Anadolu Kavağına gerekse Polenezköy’e gidenleri uğurluyor. Biz yine Avrupa yakasındaki yolculuğumuza devam ediyor ve Yeniköy sahilinde yol alırken Kireçburnu fırınına uğramayı da ihmal etmiyoruz. Krik krak, sade çay kurabiyesi, paskalya çöreği (Üzümlü veya sade) üzümlü gevrek, poğaça çeşitleri ve dumanı tüten kıymalı börek hem oracıkta yenebilecek hem de paket yaptırıp eve taşınması gereken lezzetler arasındaki yerlerini koruyorlar. Sahilde hatta karaya taşan masalarıyla burada da yüzer balık lokantaları dikkat çekiyor.
Cumhurbaşkanlığı yazlık köşkü önünde süre gelen yol genişletme çalışmaları devam ederken boğazın dantel gibi işli bir başka şirin koyuna geliyoruz. Koy içi sayısız teknenin demirlediği, kıyılarına sıkış sıkış yatların bağlandığı, yol tarafı ise müzikli restoranların daha ziyade tavernaların yer aldığı Tarabya koyu yıllardır değişmeyen görüntüsü ile, bu defa Tarabya otelinin suskunluğuna karşı karakteristik özelliğini hala koruyor. Tarabya tavernaları havanın kararmasıyla beraber her akşam birbirlerini hiç tanımayan konukların birazda içkinin tesiriyle vur patlasın çal oynasın misali hayata meydan okuyanların eğlencelerine sahne oluyor.Yine bir kazıklı yol bu defa Büyükdere’ye geliyoruz sahilde çay bahçeleri ilginç ağaçlar, yol tarafında Koç Ailesine ait Sadberk Hanım Müzesi ziyaretinizi bekliyor. Müze içinde Bizans dönemi parçalar, toprak kaplar, bronz heykelcikler Kütahya, İznik türü nadide çiniler vakfiyeler, fermanlar, etnografik eserler görülebiliyor. Büyükdere üzerinden Sarıyer’e yaklaşırken yazın mısır kazanları, kağıt helva arası dondurma mı yesek, yoksa boğazın bir başka ağız tadı ünlü Sarıyer börekçisine mi uğrasak diye düşünebilirsiniz. Buna birde kaynaklardan doldurulan pınar sularını, balık lokantalarını, balık pazarını, çarşının karşı konulmaz lezzetlerini ilave ederseniz sadece Sarıyer’e bir gün ayırmak gerekebilir. En iyisi boğaz gezimize devam edebilmek için Sarıyer börekçisine uğrayıp şöyle bir paket kıymalı veya peynirli börek kestirsek veya ikinci kata çıkıp denize karşı orada mı yesek diye düşünürken çarşı içinde kırmızı tablalar üzerine dizilmiş mevsim balıkları, ışıl ışıl yanan ampuller altında üzerlerine serpilen sular aklımızı çeliyor. Sarıyer sahilini kaplayan balık lokantalarına geliyor mısır ununa bulanıp kızartılarak altın sarısı rengiyle iştah kabartan palamut dilimlerinden yemeye karar vermek üzereyken biraz daha ilerlemeye ne dersiniz. Boğazın sonuna geldik sayılır. Rumeli Kavağına yaklaşırken yanımızda Telli Baba durağı ve genç kızların özellikle de evlenme çağına gelen gelin adaylarının ve gelinlerin ziyaret yeri bulunuyor.

Telli Baba:
Telli Baba Türbesi evlenmek isteyen genç kızların türbeyi ziyaret ettikleri ve bu ziyaret sırasında daha önce bırakılmış olan gelin duvaklarından tel alıp hayırlı bir kısmet için dua ettikleri bir türbe. Dilekleri yerine gelenler Türbeye tekrar gelip bu defa hem duvaklarından tel bırakıyor hem de teşekkür için vaat ettikleri ziyaretlerini yerine getiriyorlar. Telli Babanın hikayesi ise oldukça ilginç.
Zamanında tahlisiye memuru olarak görev yapan, gemilere kılavuzluk hizmeti veren görevli bir gün nöbeti sırasında havanın aniden patladığı, denizin kabarıp dalgalandığı anda bir bakmış ki fındık kabuğu misali bir kayık içinde genç bir kızla oğlan dalgalarla boğuşuyor. Çok geçmeden korkulan olmuş kayık devrilmiş, genç kız bir tarafa delikanlı diğer bir tarafa dalgalar arasında bir görünüp bir kaybolmuşlar. Tahlisiye memuru koşmuş kıyıya, atlamış denize genç kızı boğulmak üzere iken yarı baygın halde kurtarıp sahile çıkarmış, delikanlıyı bulamamışlar!. Aradan yıllar geçmiş ve genç kız evlenme çağına gelmiş gelinliği ile şükran borcunu ödemek ve teşekkür etmek için bu mutlu günü yaşamasında borçlu hissettiği tahlisiye memurunun bulunduğu yere gelip kendisini sormuş. Görevliler mezarının bulunduğu yeri göstermişler. Genç kız memurun vefat ettiğini öğrenince çok üzülerek mezarı başında ağlamaya başlamış ve telli duvağını mezara bırakıp ayrılmış. Bu hikaye dilden dile anlatılır olmuş, gelinlik çağa gelen kızlar gelinlere yardım elini uzatan Telli Babaya ziyareti o günden sonra bir görev saymışlar. Gelenek günümüzde de devam ediyor. (Bu olay bana Hürriyet Gazetesinde görevli değerli büyüğüm, fotoğraf hocam “Türbeler Araştırması” bulunan gazeteci, rahmetli Sayın Çetin Şencan tarafından aktarılmıştır.)
Telli Babadan aşağı doğru deniz seviyesine inenler sağ tarafta bulunan balıkçı barınağı yanından kıyısı balık lokantaları ile kaplı Rumeli Kavağına ulaşıyorlar.Yola devam edenler yine balık lokantalarının bulunduğu bir başka meydana geliyorlar. Bundan sonrası restoran ve masa seçmeye kalıyor. İsterseniz deniz kenarı isterseniz restoranların ikinci katları, teraslarına kurulup deniz ürünü siparişlerinizi veriyorsunuz. Eylül ayından itibaren lüfer ızgara rağbet görürken mevsimine göre diğer balık çeşitleri yanında kavakların meşhur midye tavaları tarator sosu ile, karides güveç, kalamar, limonlu roka salatası en çok istenenler arasında yer alırken tam karşınızda bulunan Anadolu Kavağı, kalesi, Yuşa Hazretleri ile ziyaret edilen boğazın balıkçı köyü olarak konuklarını ağırlıyor.

Posted by admin @ 7:02 pm

Şehir gürültüsünden uzak, sessiz sakin bir yerde doğayla baş başa kalmak, yeşil ve mavinin dansını seyretmek, temiz havayı solumak için ideal bir yer Salda… Özellikle Antalya’da kalıp Pamukkale’yi görmeyen gelen turist gruplarının uğrak noktası olan Salda Gölü Burdur ilinin 50 km. batısında yer alıyor. Etrafında kızıl ve karaçam ağaçlarıyla kaplı sık orman örtüsü, değişmeyen görünümü ile eşsiz panorama zamanın durduğu hissine kapılmanıza neden oluyor. Antalya’ya yaklaşık 3 saat uzaklıktaki bu eşsiz yer çoğu kişi tarafından bilinmese de Türkiye’nin en derin, en temiz, en berrak özelliklere sahip gölü olarak tanınıyor. Koruma altındaki gölün şifalı suyu ve cezbedici görünümü ile Salda’ya Göller Bölgesi’nde farklı bir konum kazandırıyor. Yeşilova ilçesi yanındaki krater gölü Salda’nın 184 metre derinliği bulunuyor. Bu derinlik fırtınalı havalarda dibi karışmadığı için Salda Gölü’nün berraklığını bozamıyor.

Suyu şifalı
Göl suyunun terkibinde magnezyum, soda ve kil bulunması bazı cilt hastalıklarının tedavisinde yararlı sonuçlara sebep oluyor. Uzmanların yaptığı araştırmalara göre göl suyu sivilcelere iyi geliyor. Gölün arka kısmında kalan orman örtüsü keklik, tavşan, tilki, yaban domuzu, göl ise yaban ördeklerine ev sahipliği yapıyor.

Yazın bile kar var
Gölü tepeden seyretmek ve fotoğraflamak ise bambaşka bir duygu. Yeşilova’nın içinden geçip Eşeler Yaylası’na doğru çıkarken Radar Tepesi üzerinden bakınca altınızda uzanan yeşille mavinin beraberliğini seyretmek tüm yorgunluğunuzu alıyor. Yaz mevsiminde bile kar bulunan Tınaz Tepesi’ne çıkanlar kar görebiliyor. Bu karlar, görsel güzelliğin yanı sıra köylülerin gelir kaynağı da oluyor. Köy halkı karları pekmezle karıştırıp Perşembe günleri kurulan çok renkli pazarlarda satıyorlar. Yeşilova’ya bağlı 47 köyden gelen ürünler yayla suyu ile sulandığından hem ayrı bir lezzete sahip, hem de bölgenin ürün bolluğu nedeniyle Antalya piyasasına göre daha ekonomik fiyatlı alınabiliyor.

Berraklıkta Dünya İkincisi; Salda Gölü…
Türkiye nin en derin Dünyanın ikinci berrak gölü olan Salda, büyüleyici manzaraya sahip… Şifalı suları ve kızıl, karaçam ağaçlarıyla kaplı ormanı, buz mavisi renkli suyu ile zirvedeki yerini alıyor… Tınaz Tepesi’nde yaz mevsiminde bile bulabileceğiniz bembeyaz karlar, mavi ve yeşilin dostluğuna eşlik ederek doyumsuz güzelliğe renk katıyorlar…

Gölde Deve turu
Türkiye’nin en derin gölü olan Salda kıyılarında süslenmiş develer gezi ve fotoğraf çektirmek isteyen turistlerce kiralanıyor. Deve turu düzenleyenler merdivenle develerin üstüne binenlere ağır adımlarla salına salına göl kenarında deve sırtında gezi zevki yaşatıyorlar. Gezi sırasındaki beyaz sodalı bölgeler dikkat çekiyor. Soda tepeleri oto ve moto-krosçular için tarifi imkansız müthiş duygular tattıran bir parkur niteliğinde. Bu tepeler arasında araç kullanmanın bambaşka bir zevk yaşatırken, kumsuz zemin hiç toz çıkarmıyor, patinaj yaptırmıyor.
Yedi Beyaz Ada
Salda Gölü’ne eğer yaz aylarında giderseniz ilginç yüzey şekilleri dikkatinizi çekecek. Göl içindeki suların çekilmesiyle görülmeye başlayan yedi beyaz ada, gölün güzelliğine bir başka güzellik katıyor. Kışın ise yükselen sular, adaları yutuyor.

Posted by admin @ 7:01 pm

Lila Julia Pansiyon
Tel: (0-252) 496 50 01

Aşkın Pansiyon
Tel: (0-252) 496 50 47

Berlin Pansiyon
Tel: (0-252) 496 54 36

NEREDE KALINIR?
Çadır kurma imkanı da bulunan köyün yanı sıra Bozburun’daki otel ve pansiyonlar alternatifleriniz olabilir. Söğüt Köyü içinde Saranda Pansiyon Restoran ve çeşitli konaklama tesisleri hizmet veriyor. Selimiye Orhaniye gibi yakın yerleşimlerde kalıp Söğüt Köyü’nü günübirlik ziyaret edebilirsiniz.

Posted by admin @ 12:09 pm
Shelved under İZMİRTATİLİ

İzmir Körfezi’nin kuzeyinde, eski Gediz yatağının oluşturduğu ovada kurulmuş olan Çiğli ilçesinin yüzölçümü 97 km2 dir. Kuzeyinde Menemen, güneybatısında İzmir Körfezi, doğusunda Karşıyaka bulunmaktadır. İlçenin denizden yüksekliği 1 - 150 m. arasındadır.Yörenin genelde bataklık ve sazlık olması ve yeşil alanlara çok çiğ düşmesinden dolayı, ilk yerleşenler tarafından buraya “Çiğli” adının verildiği söylencelerde dile getirilmektedir. 1893 yılında Yugoslavya’dan göç eden Türk kökenli göçmenler ile birlikte, Çiğli’nin bir yerleşim alanı olarak gelişmeye başladığı bilinmektedir.

İlçede 1 belde ve 1 köy ve merkezde de 16 mahalle bulunmaktadır. 2000 yılı sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu 113 543’dür. Nüfusun 113 543’ü ilçe merkezinde, 6 803’ü Sasalı Beldesi ve Kaklıç köyünde yaşamaktadır.

25 İlköğretim Okulu, 12 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 22872 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 1111 öğretmen görev yapmaktadır. İlçe arazisinin 17829 dekarı tarım arazisidir. Bu alanlarda bağcılık, zeytincilik ve pamuk yetiştiriciliği yapılır.Ülkemizin sayılı organize sanayi bölgelerinden biri olan Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Çiğli’de kurulmuştur. Ülkemizin tuz ihtiyacının % 60’ını karşılayan Çamaltı Tuzlası ilçe sınırları içinde yer almaktadır. İçinde 220 tür kuşun barındığı, dünya kuşlarının başkenti olarak adlandırılan “İzmir Kuş Cenneti” önemli bölümüyle Çiğli’dedir. 8 000 hektar alanda yer alan sazlıklar, adalar, yarımadalar ve tuzla havuzları kuş cenneti için doğal bir ortam hazırlamıştır. Kuş Cenneti içinde Lodos Tepe, Orta Tepe ve Poyraz Tepe adıyla anılan 3 tepecik bulunmaktadır. Bu tepelerden; tuz tavaları, Homa Dalyanı ve İzmir Körfezi’nin görünüşü olağanüstü güzelliktedir.

Next »